Günün Ayet ve Hadisi

  • Hazreti Fatıma (s.a): "Ey Ebu'l-Hasan! Senin karşılayamayacağın şeyi senden istemekten Allah'a haya ederim."

Soru: Namazı neden türkçe kılamıyoruz?

0
0
0
s2smodern
  • Soru: İçeriği görmek için tıklayın.

  • Ayrıntılı Cevap:

    Sorunuzun cevabı kısaca şöyledir:

    Şüphesiz namaz bir ibadet olarak Allah-u Teala'nın emrettiği şekilde ve İslam'da açıklandığı üzere yerine getirilmelidir ve bu dinin apaçık hükümlerindendir. Bazıları, dine karşı düşmanlıklarını, -kendilerini bu dine mensup gösterip- dini inançları tahrip ve tahrif etmekle ortaya koymaktadırlar. İşte bunlar, dini tahrif etmek için, son zamanlarda namazın Türkçe kılınması düşüncesini ortaya atmışlardır.

    Biz, namazın Türkçe kılınmasının caiz olmadığını ispatlayan delillerden bazılarına aşağıda işaret ederek birinci ve ikinci delille ilgili bazı açıklamalara yer vereceğiz.

    Bu konuyla ilgili bazı deliller şöyledir:

    1. İslam ulemasının icmaı.

    2. İbadetlerin tevkifi hükümlerden oluşu.

    3. Namazda Kur'an kıraatinin farz oluşu ve tercümenin Kur'an olmayışı.

    4. Beşere ait olan kelamı namaza dahil etmenin (namazda konuşmanın) namazı batıl etmesi.

    5. Dinde her türlü bid'atın haram oluşu,

     

    Birinci delilin açıklık kazanması için ilk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki, bir şer'i hüküm üzerine fakihlerin ittifakına, görüş birliğine icma denir. İcma, kendi başına delil sayılmaz; ancak Ehl-i Beyt mektebinin fukaha'sının İcmaı, Masum İmam'ın görüşünü bildirdiği için geçerli delil olarak sayılır. İcmanın masum imamların o görüşe mutabakatını göstermesi, çeşitli yöntemlerle açıklanmıştır. Bunlardan önemlisi "hads" (tahmin) yöntemidir. Yani din hükümlerini anlamak ve korumak için azamı dikkat ve hassasiyet gösteren takva sahibi ulemanın yüzlerce yıl boyunca aynı görüş üzere ittifakları o görüşün masumlardan alındığına dair güven oluşmasına neden olur.

    Şimdi bu konudaki ittifakı gösteren Ehli Beyt Mektebinin büyük fakihlerinden bazılarının sözlerini nakledelim:

    Merhum Seyyid Muhammed Amili şöyle diyor:

    "Namazda Fatiha suresinin yerine tercümesinin yeteli olmayışı icmamızla sabittir. Amme'nin (Ehl-i Sünnet'in) çoğu da, bizlerle muvafıktırlar. Çünkü Allah-u Teala, buyuruyor ki: "Biz Kur'an'ı Arapça olarak indirdik." Tercüme, ise asıl metinden farklı bir şeydir. Aksi taktirde şiirin tercümesi de şiir olurdu." (Medarik-ül Ahkam, C.3, S.341)

    Merhum Şeyh Mürteza Ensari de şöyle diyor:

    "Fatiha'yı okumaya gücü olan kimse için, Fatiha'nın tercümesi, onu okumanın yerine geçemez. Bu konu da ulema arasında icma vardır. Çünkü Fatiha'nın tercümesini okumaya, Fatiha okumak denilmez." (Es-Selat, S.114)

    Büyük Fakih Muhammed Hasan Necefi'nin de bu konudaki açıklaması şöyledir:

    "Muhakkik ve onun gibilerinin (Namaz kılana Fatiha'nın tercümesi yeterli değildir) şeklindeki ifadelerinden anlaşılan şu ki, namazda okonan Fatiha ve zamm-ı surenin kıraati konusunda asla tercüme yeterli değildir. (Yani hatta Fatiha'yı okumaktan aciz olsa ve öğrenmesi mümkün olmasa bile tercümelerini okumak yeterli değildir. Fatiha'yı okumaya gücü yetmediği taktirde onun yerine aşağıda açıklanacağı üzere zikir -Subhanellah- sölemelidir.) Bu konuya bazı fakihler tasrih etmişlerdir. Hatta bunun ulemadan bir cemaatin açık görüşü olduğu diğer bir grubun da sözlerinin zahiri bu olduğu nakledilmiştir. Buna göre bu, çoğunluğun görüşü sayılır. Hatta El-Hilaf ve diğer kitaplarda nakledilen icmanın zahirinin de bu olduğu söylenebilir. Bu konuda sadece, Nihayet'ul-Ahkam, Tezkire ve Revz kitaplarının Kur'an ve bedeli (yani zikir -subhanellah- demek) mümkün olmadığı zaman, tercümeye geçilebileceği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak bu görüş hiç şüphesiz zayıf bir görüştür. Çünkü temel ilkeye ters düşer; üstelik Fatiha okunmasını emreden delillerimiz mutlaktır; hiçbir aşamada tercümeye geçilebileceğine dair herhangi bir kayıt yoktur.

    Öte yandan Kur'an'ın tercümesi insanların kelamına girer. (İnsanların kelamını ise namaza dahil etmek, namazı batıl eder.) Muhakık-ı Kereki, Cami'ul Mekasit kitabında ve diğerleri de buna değinmişlerdir. Fatıha'yı tekbire kıyas etmek de haramdır. (Yani Ulema tekbiret'ul İhramı Arapça getirmekten aciz olan yeni Müslüman olmuş bir şahsın tekbirin tercümesini söyleyebileceğine dair fetva vermişlerdir. Biri çıkıp da aynı şey Fatiha için de geçerli olduğunu söylerse, bunun bir kıyas olduğunu ve kıyasın şer'an haram olduğunu söyleriz.) Üstelik bu ikisi arasında şöyle bir farkın olduğu da zikredilebilir: Kıraatten maksat ondaki mucize olan o nazmı dile getirmektir. Haccal'ın naklettiği bir hadiste İmam Cafer-i Sadık veya Muhammed Bakır'dan biri şöyle nakledilmiştir: "Allah'ın 'Açıklayan Arapça dili üzere (indirdi)' ayeti hakkında İmam'dan sordular. İmam şöyle buyurdu: O (Kur'an) diğer dilleri açıklar ama hiçbir dil onu açıklayamaz. ...." (Cevahiru'ul-Kelam c.9 s,314)

    Seyyid Tabatabai Urvet-ul Vuska kitabında şöyle diyor:

    "Eğer kıraati bilmiyorsa öğrenmesi farzdır. Eğer Kur'an'dan hiçbir şey bilmiyorsa fatiha miktarınca tesbih der; tekbir getirir; ve zikr eder. İhtiyaten tesbihat'ul Erba'yı okusun."

    Görüldüğü gibi, Ehli Beyt mektebinin fukahası, hatta zaruret durumlarında bile Fatiha suresinin yerine tercümesinin okumanın sahih olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.

    2. İbadetlerin tevkifi hükümlerden olması:

    Dinde var olan bazı hükümler, insanların kendi yaşayışları gereği alış veriş gibi tüm felsefesini anlayabildikleri ve kendileri arasında ona bazı kaideler oluşturdukları konulardan değildir. İbadet şekli ile ilgili hükümler işte bu türden hükümlerdir. Bunlara Usul-i Fıkıh ilminde mutelakkat mineşşari (Şari'den alınan hükümler) veya tevkifi hükümler (şekil, şart ve cüzlerinin belirlenmesi insanların elinde olmayan her yönüyle Allah'ın belirlemesine bağlı olan hükümler) denir. Hiçbir kimse, akıl yürütmekle namazın şeklini keşfedemez. Allah-u Teala'nın emirleri ortada olmadan tüm insanlar bir araya gelecek olsalar bile, namazın şekli, rüku, secde ve rek'atlarının sayısı zikirleri hakkında bir şey söylemeleri mümkün olmazdı.

    Bu gibi konuları gayb aleminden gelen emirler sayesinde belirlenmesinden başka bir yol yoktur. Demek ki bu tür hükümlerin muhteva ve şartları hakkında görüş belirtmek, onu değiştirmek veya ona başka bir şey eklemek ilke itibariyle yanlıştır.

     

    kavsernet

0
0
0
s2smodern

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile