Günün Ayet ve Hadisi

  • Hazreti Fatıma (s.a): "Ey Ebu'l-Hasan! Senin karşılayamayacağın şeyi senden istemekten Allah'a haya ederim."

Soru: Şiiler neden masum imamlar (a.s)’ı peygamberlerden üstün görmektedir?

0
0
0
s2smodern
  • Soru: İçeriği görmek için tıklayın.

  • Ayrıntılı Cevap:
    1. İmamlar (a.s)’ın, peygamber efendimiz (s.a.a) dışında bütün insanlardan hatta peygamberlerden bile üstün olduğu inancına dair Kuran’dan deliller:

    Şii uleması ve ehlisünnet fırkalarından bazıları, ehlibeyt (a.s)’in ve özellikle de Hz. Ali’nin üstünlüğü hususunda birçok ayeti delil olarak göstermişlerdir. Şimdi bunlardan bazılarına değineceğiz.

    1. Hz. İbrahim (a.s)’ın imameti hususundaki ayet:

    “Ve hani Rabbi, İbrahim’i bir takım kelimelerle imtihan etmişti de o, bunları tamamen yerine getirmişti. (Sonra Allah): “Ben seni insanlara imam kıldım” dedi. İbrahim: “Soyumdan da (imam kıl)” dedi. (Allah): “Benim ahdim, zalimlere ulaşmaz (senin evlatlarından ancak, pak ve masum olanlar bu makama layıktır)” dedi.”[1]

    Bu ayetin delil olarak getirilmesinin nedeni şudur ki, bu ayet Hz. İbrahim’in hayatının en önemli bölümlerinden yani sınav meydanındaki büyük sınavları başarıyla bitirdiği dönemden bahsetmektedir. Bu imtihanlar, Hz. İbrahim’in şahsiyetinin ve makamının büyüklüğünü gösterdi ve onun değerini ortaya çıkardı. O, bu imtihanları başarıyla geride bırakmıştı. Dolayısıyla Allah onu ödüllendirmeliydi ve neticede şöyle buyurdu: “Ben seni insanlara imam kıldım.” Hz. İbrahim’in sınavları şunlardan ibaretti:

    1. Allah’a itaat amacıyla oğlunu kurban etmeğe götürdü ve bu yolda şeytani vesveseler onun iradesini kıramadı.
    2. Allah’a itaat amacıyla, eşini ve oğlunu bir kişinin bile bulunmadığı Mekke’nin kurak çölünde yapayalnız bıraktı.
    3. Bâbil putperestlerine karşı kıyam etti ve putları kırarak tarihi mahkemede cesur bir duruş sergiledi.
    4.  Ateşin ortasına atıldığı halde imanını ve soğukkanlılığını korudu. Bu imtihanların her biri gerçekten pek ağır ve zor imtihanlardı ama Hz. İbrahim (a.s) iman gücüyle hepsinin üstesinden geldi ve “imamet” makamına layık olduğunu ispatladı.

    Bahsettiğimiz ayetten kısaca şu sonucu çıkarabiliriz: Hz. İbrahim (a.s)’a bütün sınamalardan başarıyla geçtikten sonra verilen imamet makamı, nübüvvet ve risalet üstü bir makamdı. İmamet makamı nübüvvet ve risalet makamlarından bile üstündür. İşte Hz. İbrahim’in imtihandan sonra Allah tarafından kazandığı makam budur. Bu ayetten çıkan diğer bir sonuç ise imamın Allah tarafından seçilmesi gerektiğidir. Çünkü birinci olarak, imamet bir çeşit ahit ve İlahi antlaşmadır. Dolayısıyla böyle bir şahsı Allah seçmelidir.

    İkinci olarak, zulüm rengi alanlar ve hayatlarında zulmün siyah lekesi bulunanlar, bir an bile puta tapmış olsalar imamet makamına layık değillerdir. Bu zulüm ister kendilere yapmış oldukları zulüm olsun, isterse başkalarına. Kısacası imam ömrünün tamamında masum olmalıdır.

    Acaba Allah’tan başkası böyle bir özelliğin varlığından haberdar olabilir mi? Eğer bu ölçü doğrultusunda peygamber efendimiz (s.a.a)’e bir halife seçmek istesek, emir-el müminin İmam Ali (a.s)’dan başkası olamaz.[2] Çünkü İmam Ali (a.s), Allah tarafından seçilmiş imamdır. Dolayısıyla peygamberler de dâhil bütün yaratılanlardan üstündür.

    1. Mübahele Ayeti

    “Kim sana gelen ilimden sonra, bu konuda seninle tartışmaya girerse, de ki: “Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı; kadınlarımızı ve kadınlarınızı; kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra lanetleşerek, Allah’ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.”[3]

    Ayetin Delalet Yönleri   

    “Kendimizi” kelimesinden kasıt sadece Hz. Ali b. Ebi Talip (a.s)’dır. Peygamber efendimiz (s.a.a)’in bizzat kendisinin kastedilmesi mümkün değildir. Çünkü mübaheleye davet edenin kendisi zaten Peygamber efendimiz (s.a.a)’dir. Hiç kimse bir şey için kendisini davet etmez. Davetin anlamı başkalarını çağırmaktır.[4] Buna göre birincisi: İmam Ali (a.s), Peygamber efendimiz (s.a.a)’in kendi nefsidir. İkincisi: Peygamber efendimiz (s.a.a), peygamberlerin en üstünüdür. Üçüncüsü: Dolayısıyla İmam Ali (a.s) da peygamberlerden üstündür. Dördüncüsü: İmamların hepsi Peygamber efendimiz (s.a.a) dışında, bütün peygamberlerden üstündür. Bu konu hakkındaki görüşlere değindiğimizde Hz. Ali (a.s)’ın peygamberlere olan üstünlüğünün bu ayetten nasıl anlaşıldığını göreceğiz. Hz. Ali (a.s)’ın üstünlüğü ispat edildiğinde diğer İmamların da üstünlüğü kendiliğinden ispatlanmış olur. Şia âlimlerinin çoğu ayeti bu şekilde tahlil etmişlerdir.

    1. İmamlar (a.s)’ın, Peygamber Efendimiz (s.a.a) Dışında Bütün İnsanlara ve Hatta Peygamberlere Olan Üstünlükleri İnancının Rivayetlerdeki Delilleri

    Bu rivayetlerin bir kısmı Hz. Ali (a.s)’ın bütün insanlara, halifelere ve hatta peygamberlere olan üstünlüğüne has rivayetlerdir. Âlimler sağlam ve açık olan bu rivayetleri konunun ispatı için delil getirmişlerdir. Menzilet hadisi, vilayet hadisi, uhuvvet hadisi, vasiyet hadisi, kızarmış kuş hadisi, taahhüt hadisi ve… Gibi rivayetler bunlardan bazılarıdır ve burada sadece iki hadisi açıklamakla yetinilecektir.

    Hz. Ali (a.s)’ın Diğer İnsanlara Olan Üstünlüğüne Dair Delillerin Birinci Bölümü

    1. Tayr (kızarmış kuş) Hadisi

    “Enes b. Malik şöyle rivayet eder: Resulullah (s.a.a)’e kızarmış bir kuş hediye edildiğinde, şöyle dedi: Allah’ım! Yarattıkların içerisinden en sevdiğin kimseyi gönder ki, benimle beraber bu kızarmış kuş etinden yesin.”[5] Allâme Hilli şöyle yazmıştır: Bu rivayet Şia ve Sünni içerisinde meşhur olmuş mütevatir rivayetlerdendir. Enes, Peygamber’in duasının mutlaka kabul olacağını bildiği için, diyor ki: İçimden Ensar’dan birinin gelmesini arzu ettiğim için, dedim ki: Allah’ım! Bu kişiyi Ensar’dan karar kıl. Ama Peygamber’in duasının ardından Ali geldi ve giriş izni istedi. Ona, Allah Resulü şu an bir işle meşgul, dedim. O da geri döndü. Bir süre sonra yine geldi. Bu defa da aynı sözü tekrarladım. Üçüncü defa da gelince Allah Resulü bana kapıyı açmamı emretti ve ben de kapıyı açtım. Ali içeri girince, Allah Resulü (s.a.a): Enes ile aranızda ne geçti? Diye sordu. O da: Ya Resulallah! Bu, buraya üçüncü gelişim. Her defasında Enes bana bir işle meşgul olduğunuzu söyleyerek içeri girmeme engel oldu, dedi.

    Peygamber efendimiz (s.a.a), beni çağırdı ve: Ali’ye engel olmanın ve onu içeri girmesine mâni olmanın sebebi neydi? Dedi. Ben de: Ey Allah’ın Resulü! Seni duanı işittim ve duanın kabul olacağını bildiğim için kabilemden birinin gelmesini istedim, dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: “Herkes kendi yakınlarını sever. Herkes kendi yakınlarını sever.”

    Bu rivayetten çok iyi anlaşılmaktadır ki, Hz. Ali (a.s) Allah’ın en sevdiği kuludur. Anlaşılan diğer bir husus da peygamber efendimiz (s.a.a)’in de diğer insanlar gibi yakınlarını sevdiğidir. Dolayısıyla bir kimse Allah’ın ve Resulü’nün sevdiği şahıs olursa, bütün insanlardan üstün olduğu apaçık bellidir.

    Bu hadise mütevatir olarak Hz. Ali (a.s)’den nakledilmiştir. Ömer’in ölümünden sonra şûrâda kendi faziletlerine delil olarak bu olayı naklederek şöyle buyurmuştur:

    “Sizi Allah’a ant veriyorum! Acaba içinizde benden başka Resulullah’ın “Allah’ım! Yarattıkların içerisinden en sevdiğin kimseyi gönder ki, benimle beraber bu kızarmış kuş etinden yesin.” Dediği bir kimse var mıdır?

    Orada bulunanlar: Allah’ı şahit tutarız ki yoktur, dediler. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle dedi: Allah’ım! Sen şahit ol.”

    Emirül müminin (a.s) asla batıl bir delil sunmaz.[6] İmam Ali (a.s)’ın delil getirme üslubundan anlaşıldığı üzere, Peygamber efendimiz (s.a.a)’in sözlerini kanıt olarak getirmektedir.

    2- Sevgi Hadisi

     İmam Ali (a.s) sevgi hadisini şöyle anlatmaktadır:

    Allah Resulü şöyle buyurdu “Canım elinde olana ant olsun ki, bayrağı öyle birine vereceğim ki o, Allah’ı ve Resulünü sever. Allah ve Resulü de onu sever. O, hiçbir zaman savaştan kaçmaz. Allah onun eliyle fetih gerçekleştirecektir.”  Sonra birini benim peşimden yolladı. Ben o sırada gözümden rahatsızdım. Peygamber’in aynına geldiğimde mübarek ağzının suyundan gözüme sürdü ve şöyle dedi: Allah’ım! Onu sıcağın ve soğuğun zararından koru. Ondan sonra hiçbir zaman sıcak ve soğuktan rahatsız olmadım ve göz ağrısına yakalanmadım.”[7]

    Bazı Rivayetlerde “yarın” kelimesi de geçmiştir. Peygamber efendimiz (s.a.a), Ebu Bekir’i sonra da Ömer’i Hayber’in fethi için görevlendirmişti. Ancak onların başarısızlığı sonucunda bu kararı aldı.

    İbni Hişam, bu hadisi Hz. Ali (a.s)’ın fazileti hakkında naklederek şöyle yazmıştır:

    Seleme b. Amr Ekva dedi ki: Resulullah (s.a.a) bir gün beyaz olan savaş bayrağını Ebu Bekir’e vererek onu Hayber kalelerinden birinin fethi için yolladı. Ancak o bir şey yapamadan geri döndü. Allah Resulü (s.a.a), şöyle buyurdu: “Yarın bayrağı öyle birine vereceğim ki o, Allah’ı ve Resulünü sever. Allah onun eliyle fetih gerçekleştirecektir. O, hiçbir zaman savaştan kaçmaz.” Ertesi gün Ali’yi çağırdı. O gün Ali gözlerinden rahatsızdı. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.a) ağzının suyunu Ali’nin gözüne sürdü ve şöyle buyurdu: “Bu bayrağı al ve ilerle ki, Allah (kaleyi) sana açsın.”[8]

    Buna göre bahsettiğimiz mevzunun ispatı için şöyle delil getirilebilir: İmam Ali (a.s) Allah katında insanların en sevilenidir. Allah katında en çok sevilen kişi, insanların en üstünüdür. Dolayısıyla İmam Ali (a.s) Peygamberimizden sonra insanların en üstünüdür. Bütün İmamlar (a.s) bir nur olduğuna göre, İmamlar insanların en üstünleridirler.

    İkinci Bölüm: Diğer İmamların İnsanlara olan Üstünlüklerinin Delilleri

    İkinci Bölüm Hadisler diğer İmamların Resulullah dışında, insanlara üstünlüğüne değinmektedir.

    Allâmme Meclisi: Bihar’ul Envar kitabının 26. cildinin 6. babının 267. sayfasında “İmamlar (a.s)’ın peygamberlerden ve bütün insanlardan üstün oluşu ve onlar için meleklerden, insanlardan ve Ulul Azm peygamberlerden ahit alınması ve onların sevgisi vesilesiyle bu mertebeye ulaştıkları” başlığı altında seksen sekiz rivayet nakletmiştir. Burada Nebevi hadislerden birkaç tanesiyle yetineceğiz.

    1- Uyun’u Ahbar’ur Rıza kitabında şöyle geçer. İmam Rıza (a.s), babalarından Allah Resulünün şöyle buyurduğunu nakleder: “Ey Ali! Sen ve evlatların yaratılanlar içerisinde Allah’ın seçtiklerisiniz.”[9]

    2- Hisal kitabında Cafer b. Muhammed babasından o da dedesi Ali b. Ebi Talip’ten Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakleder:

    “Ey Ali! Allah dünyaya baktı ve bütün erkeklerin arasından beni seçti. İkinci defa baktı ve bütün erkeklerin arasından seni seçti. Üçüncü defa baktı ve bütün erkeklerin arasından senin soyundan olan İmamları seçti. Dördüncü defa baktığında dünya kadınları arasından Fatıma’yı seçti.”[10]

    3- Hz. İmam Rıza (a.s) babalarından Peygamber efendimiz (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Hasan ve Hüseyin benden ve babalarından sonra yeryüzünün en üstün kimseleridir ve anneleri dünya kadınlarının en üstünüdür.”[11]

    4- İmam Hasan Askeri (a.s)’a mensup olan tefsirde şöyle geçer:

    Hz. Musa (a.s) Allah’a dedi ki: Allah’ım! Muhammed senin yanında herkesten daha değerlidir. Peki, onun ailesi içerisinde benim ailemden daha üstün biri var mıdır? Allah şöyle buyurdu: Ey Musa! Bilmiyor musun ki, Âl-i Muhammed’in üstünlüğünün peygamberlerin ailesine olan üstünlüğü, Muhammed’in peygamberlere olan üstünlüğü gibidir.[12]

    5- Huzeyfe b. Useyd, bir rivayette şöyle der: Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Ezille âleminde benim ve Ehl-i Beytimin vilayetini kabul etmeden önce hiçbir peygamberin peygamberliği kemale ermedi. Ehl-i Beytimin timsali onlara gösterildi ve onlar da vilayeti ve itaati ikrar ettiler.

    Abdul A’la da bir rivayette imam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakleder: “Bizim hakkımızı ve faziletimizi tanımadan hiç kimse peygamber olmadı.”[13]

    Burada geçen rivayetler Şia’nın iftihar ettiği rivayetlerin bir zerresidir. Araştırmacılar kaynak kitaplara başvurabilirler. Neticede bu delillerden dolayı Şia mektebi İmamlar (a.s)’ı peygamberlerden üstün bilmektedir.

    İmamlar (a.s)’ın Peygamberlere Üstünlüğü Konusunda Âlimlerin Görüşü

    a) Allâme Hilli’nin Görüşü

    Allâme Hilli, Keşf’ul Murad kitabında şöyle yazmıştır:

    Ruhi ve bedeni bütün kemaller tek tek onların her birinde mevcuttur. Onların her biri kendileri kâmil oldukları gibi başkalarını da kemale ulaştıran kimselerdir. Bu da onların herkesin üstünde yöneticiliğe layık olduğunu göstermektedir. Onların her biri kendi dönemlerinde herkesten üstündüler. Aklın hükmüne göre üstün olmayanın üstün olana tercih etmek yanlıştır.[14]

    İmamların yönetim işinde öncelikli olmalarının gerekmesinin delili, onların yaşadıkları dönemde en üstün olmalarıdır. Onların yaşadıkları dönemde kendilerine bir denk yoktu.

    b) Ayetullah Neraki’nin Görüşü

    Enis’ul Muvahhidin kitabının yazarı, imamet bölümünde İmamlar (a.s)’ın en üstün kimseler olduğunu ve onların imametinin ispatının her şeyden daha açık olduğunu yazmıştır. İster Şia ve Sünni rivayetleri yoluyla olsun, ister onların ismet ve üstünlükleri yoluyla olsun ve isterse de onların göstermiş oldukları kerametler yoluyla olsun, imametleri açıktır.

    Sonra İmamlar (a.s)’ın imametini üstünlük yoluyla ispatlarken şöyle yazmıştır: “Üstünlük yolu gayet açıktır. Onların her biri kendi zamanlarında en üstün kimselerdi. Bu, bütün fırkaların ittifak ettiği bir konudur. Konuyu inkâr eden kimse olmadığı için delile de ihtiyaç yoktur.”[15]

    c) Ahmet Tabersi’nin İhticac’daki Görüşü

    Şeyh Tabersi “Risaleyi Bahire Der Fazlı İtreti Tahire” kitabında şöyle yazmıştır: İmamlar (a.s)’ın insanlara olan üstünlüğünü onaylayan konulardan biri de şudur ki Allah, Onları tanımanın, hak Teâlâ’yı tanımak gibi olduğu konusuna bizi hidayet etmiştir. Çünkü tanımak, iman ve İslam’dan ibarettir ve onları tanımamak veya onlar hakkında şüpheye düşmek, Allah hakkında şüpheye düşmek gibidir. Çünkü onları tanımamak, Küfre ve imandan çıkmaya neden olur.

     Daha sonra Şia ile Sünni arasında ittifak olunmuş rivayetleri delil olarak sunmuştur. Hatta bu ittifakı ümmetin ittifakı olarak nitelendirmiş ve şöyle demiştir: Şafii mezhebi dışında bu konuyu inkâr eden hiç kimse yoktur.

    Sözüne şöyle devam ediyor: Yüce Allah, onlara karşı saygıyı ve makamlarının üstünlüğünü (aralarındaki inanç farklılıklarına rağmen) bütün kalplere ilham etmiştir.[16]

    İmamlar (a.s)’ı tanımak, Allah’ı tanımak gibidir. Ancak peygamberleri tanımak, böyle tanıtılmamıştır. Bu da imamlar (a.s)’ın makam yönünden onlardan üstün olduğunu göstermektedir.

    d) Allâme Meclisi’nin Bihar kitabındaki görüşü

    Bihar kitabında İmamlar (a.s)’ın bütün insanlara ve peygamberlere üstünlüğünü ve insanlar, melekler ve Ulu’l azm peygamberlerden onlar hakkında ahit alınması (bu makama ancak onların sevgisiyle ulaşmaları) konusunu şöyle açıklamaktadır:

    Hafs, İmam Sadık (a.s)’dan şöyle rivayet etmektedir:

    Hz. Musa dedi ki: Allah’ım! Beni Muhammed ümmetinden karar kıl. Yüce Allah şöyle buyurdu: Ey Musa! Sen onun ve ehlibeytinin makamını tanıdığında onun ümmetinden olursun. Çünkü onun ve ehlibeytinin konumu yarattıklarım arasında, Firdevs cennetinin diğer cennetler karşısındaki konumu gibidir. Ağaçlarının yaprakları dökülmez ve yemeklerinin tadı değişmez. Herkim onları ve makamlarını tanısa, cehalette onun için ilim ve karanlıkta da ona nur veririm. Bana dua etmeden duasına icabet ederim ve benden istemeden onun isteğine cevap veririm.[17]

    e) Hesekani’nin Şevahid’ut Tenzil Kitabındaki Görüşü

    Hesekani, Şevahid’ut Tenzil kitabında şöyle yazmıştır:

    Cabir b. Abdullah Ensari, peygamber efendimiz (s.a.a)’den şöyle nakleder:

    Şüphesiz Allah, Ali’yi, eşini ve evlatlarını halkın hüccetleri kılmıştır. Onlar, ümmetim içinde ilim kapılarıdır. Herkim onlara uysa doğru yola hidayet olmuştur.[18]

    Ehlisünnet kaynaklarından rivayet edilen bu hadis, bizim muradımızı ispatlamaktadır. Yani ehlibeyt imamlarının bütün insanlara üstün oluşunu ispatlamaktadır. Çünkü onlar, Allah’ın insanlar üzerindeki hüccetleridir.

    Özet

    Âlimler ehlibeyt imamlarının (a.s) peygamberlere olan üstünlüğünü açıklamak için Kuran-ı Kerim’in birçok ayetini delil getirmişlerdir. Bu ayetler içerisinde Hz. İbrahim’in imametine değinen ayet ve mübahele ayeti en açık ayetlerdendir. Yine Peygamber efendimiz (s.a.a) birçok yerde emir-el müminin şahsiyetini övmüştür. Birçok rivayette İmam Ali (a.s)’ı hakkın ölçüsü, amellerin mizanı, Allah’ın sevgili kulu ve ashabının en üstünü olarak tanıtmıştır. Yine hadis kaynaklarımızda peygamber efendimiz (s.a.a)’den rivayet edilen birçok hadiste, Ehl-i Beyt İmamlar (a.s)’ın imametini ispatlayan birçok tabir vardır. Şia âlimleri, ehlisünnet kaynaklarında nakledilen bu rivayetler ve ayetler ışığında ehlibeyt imamlarının makamlarını ispatlamayı kendilerine görev bilmişlerdir. Gelecek nesiller için onların parlak yüzlerini tanıtmayı hedeflemişlerdir. Bu doğrultuda imamete has konularda ve kelami düşüncelerde onların kalemiyle bu konu çok güzel bir şekilde açıklanmış ve hakikat peşinde olanların hizmetine sunulmuştur.

        

     Daha Fazla Bilgi İçin Başvurabileceğiniz Kaynaklar

    1. Muhammed Cevad Necefi Humeyni, Tefisiri Asan, İntişarati İslamiyye, Tahran, c.2 Birinci Baskı, h.k. 1398
    2. Şeyh Tabersi, İ’lamu’l Vera Bi E’lami’l Huda, İntişarati İslamiyye, Üçüncü Baskı, h.k. 1390, Tahran.
    3. Şeyh Müfid, Tefzilu Emir’il Müminin (a.s), İntişarati Kongreyi Cihaniyi Şeyh Müfid, Kum, h.k. 1413
    4. Musa Husrevi, İmamet Bölümü, Bihar’ul Envar’ın 7. cildinin Tercümesi, İntişarati İslamiyye, Tahran, İkinci Baskı, h.ş 1363
    5. Muhammed Mehdi Neraki, Şehabi Sagib der imamet, Kongreyi Bozorgdaşti Neragiyyin, 1380
    'DİNİ SORULARA CEVAPLAR' kitabından

    [1] Bakara Suresi, 124. ayet

    [2] Tefsiri Numune, c.1 s.444

    [3] Âl-i İmran Suresi. 61. ayet

    [4] Muhammed Cevad Necefi Humeyni, Tefsiri Asan, Birinci Baskı, h.k. 1398, İntişaratı İslamiyye, Tahran, c.2, s. 309

    [5] Allâme Hilli, Keşf’ul Yakin Fi Fezaili Emir-il Müminin (a.s), Birinci Baskı, h.k. 1411, İntişaratı Vezareti İrşad, Tahran, s.289

    [6] Şeyh Müfid, El Fusul’ul Muhtara, Birinci Baskı, h.k, 1413, İntişaratı Şeyh Müfid Kongresi, Kum, s.97

    [7] Şeyh Tabersi, İ’lam’ul Vera Bi E’lam’il Huda, Üçüncü Baskı, h.k. 1390, İntişarati İslamiyye, Tahran, s.185

    [8] Abdulmelik b. Hişam, El Himyeri El Muafiri, Es siyret’un Nebeviye, Tahkik Mustafa Es Sega ve İbrahim El Ebyari ve Abdulhafiz Şelebi, Beyrut, Dar’ul Marifet, c. 2, s. 334

    [9] Şeyh Saduk, Uyunu Ahbar’ur Rıza, İntişarati Cihan, h.k. 1378, c.2 s. 58, hadis. 218

    [10] Şeyh Saduk, El Hisal, İntişarati Camieyi Muderrisini Kum, h.k. 1403, c.1 s.96

    [11] Uyunu Ahbar’ur Rıza, c.2, s. 222

    [12] İmam Hasan Askeri (a.s), Tefsiri İmam Askeri (a.s), İntişarati Medreseyi İmam Mehdi (a.s), Kum, h.k. 1409, s.11

    [13] Muhammed b. Hasan. B. Ferruh Seffar, Besair’ud Derecat, İntişarati Kitaphaneyi Ayetullah Maraşi, Kum, h.k. 1404, s. 51

    [14] Allâme Hilli, Keşf’ul Murad, İntişarati Camieyi Muderrisini Kum, 11. Baskı, h.k. 1427, s. 540

    [15] Muhammed Mehdi Neraki, Enis’ul Muvahhidin, İntişarati Ezza, Birinci Baskı, h.ş. 1363, s. 215-220

    [16] Ahmet b. Ali Tabersi, El İhticac alâ ehl’il Licac, İntişaratı Murtaza, Meşhet, birinci baskı, h.k. 1403, c. 2, s. 506

    [17] Bihar’ul Envar, Elvefa kurumu, Beyrut, h.k. 1404, c. 2, s. 68

    [18] Ubeydullah b. Ahmet Hesekani, Şevahid’ut Tenzil li kavaid’it Tefzil, sazmanı çap ve intişaratı vezareti irşadi İslami, Tahran, birinci baskı, h.k. 1411, c. 1, s. 76, h. 89

0
0
0
s2smodern

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile