Günün Ayet ve Hadisi

  • Hazreti Fatıma (s.a): "Ey Ebu'l-Hasan! Senin karşılayamayacağın şeyi senden istemekten Allah'a haya ederim."

0
0
0
s2smodern
  • Soru: İçeriği görmek için tıklayın.

  • Kısa Cevap:

    Bu konu, tarih boyunca insanlar için bir soru olmuş ve devamlı cevabını aramıştır. Ancak İslam öğretileri içinde dinin temelini oluşturan tevhit inancının doğru öğrenilmesi halinde, bu soru cevabını bulacaktır. Biz burada sadece sorunun kendisini ele alarak gereken cevabı vermeye çalışacağız. Akıl ve dini kaynaklar (nakli deliller) gereği Yüce Allah’ı dünyada da ahirette de gözle görmek mümkün değildir. Ancak Allah’ı kalp gözüyle görmek mümkündür. Kalpler, şer’i riyazetler ve ibadetler sonucu temizlik ve aydınlık kazanarak kendini arındırıp varlık kapasitesini genişleterek Yüce Allah’ı kalp müşahedesiyle müşahede edebilir.

  • Ayrıntılı Cevap:

    Eğer maksat gözle görmek ise: hayır, Allah’ı görmek mümkün değildir.

    Bunun aklı delili kısaca şöyle açıklanabilir: Görmek eylemi bir objenin gözle karşı karşıya gelmesi ve belli bir yönde bulunması ve ondan çıkan ışık dalgalarının göze yansımasıyla gerçekleşir. Buna göre ilk önce görünen bir şeyin belli bir yönde yer alabilmesi için cisim olması gerekir, ikincisi gözle o şeyin yön bakımından bir birlerinin karşısına gelecek bir konumda bulunmaları gerekir. Bu yüzden göz, insanın arkasında yer alan eşyayı görmez. Oysa Allah ne cisimdir ne de belli bir yönde bulunmak gibi cismin özelliklerini taşır. İşte bu yüzden asla gözle görülmesi mümkün olmaz.

    Bu konuyu ispatlayan şer’i delillere gelince Allah’ın görülmesinin mümkün olmadığını açıklayan birçok ayet ve hadis vardır.

    A. Kur’an Ayetleri:

    1- Allah şöyle dedi: “Ey Musa asla beni göremezsin.”[1]

    2- Gözler onu idrak edemez (kavramaz).[2]

    Hadisler:

    Bu alandaki en geniş ve hem akli kavramlara hem de marifet anlamında Allah'ı tanımak isteyen bir insan için Hz. Ali'nin (a.s) Nehcu'l Belaga adlı eserdeki ilk hutbesine başvurmak yeterli olacaktır:

    Hamd, Allah'a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma'buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman. Yaratılanları, kudretiyle o yaratmıştır; rüzgarları, rahmetiyle o estirmiştir; yarattığı yer yüzünü, kayalarla perçinlemiş, pekiştirmiştir.

    Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona karşı öz doğruluğuna ermektir. Öz doğruluğunun kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Çünkü bilmek gerekir ki ne sıfat söylenirse söylensin, o sıfatla vasfedilemez; her sıfat, vasfedilenden gayridir; onunla bilinemez.

    Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzisine kail olur; tecezzisine kail, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.

    1- Allah’ın gözle görülmesi mümkün değildir.[3]

    2- Gözler seni görmemiştir.[4]

    3- Gözler onu açık bir müşahede ile (başka bir şeyi görür gibi) göremez.[5]

    Ancak görmekten maksat batini görmek ve Allah’ın isim ve sıfatını müşahede edip marifet kazanmak ise insanlar kendi varlık kapasiteleri oranında onu kalbi ve batını müşahede ile müşahede edebilirler. Nitekim Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Ancak onu kalpler idrak eder.”[6] Diğer bir nakle göre İmam Ali (a.s) şöyle buyurdular. “Gözler onu görmezler ama kalpleri onu görürler.”[7]

    Bu anlatım düşünen ve aklını kullanabilen her insan için şu gerçeği ortaya koyuyor ki Allah Teala, varlığının künhü itibari ile hiçbir vasıf ve isim ile belirgin hale getirilemez. Ancak insan, taşıdığı ruh ve yaratılışında kendisine verilen yetileri doğru şekilde kullanır ve saflığa eriştiği takdirde özlük bilincine ulaşır. Bu makam ile birlikte Allah Teala’nın tecelli ettiği sıfat ve isimleri kalp gözü ile görebilir ve onunla bütünleşebilir.


    ehlibeytsoru.com

    islamquest


    [1] A’raf Suresi: 143

    [2] En’am: 103

    [3] Nehcu’l-Belağa, Hutbe: 49

    [4] Ade. Hutbe: 109

    [5] Ade, Hutbe: 179

    [6] Ade: Hutbe 179

    [7] Mizanu’l-Hikme: c. 6, s. 190 H. 12095

0
0
0
s2smodern

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile