Günün Ayet ve Hadisi

  • Hazreti Fatıma (s.a): "Ey Ebu'l-Hasan! Senin karşılayamayacağın şeyi senden istemekten Allah'a haya ederim."

0
0
0
s2smodern
  • Soru: İçeriği görmek için tıklayın.

  • Ayrıntılı Cevap:

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

    Selam Aleyküm

    Allah Teala ve yeryüzündeki elçileri, insanı Cennet’le müjdeleyip Cehennemle korkuturken bir anlamda insana emanet verilen ruhun “Şüphesiz biz Allah’tanız ve şüphesiz O’na döneceğiz” ayetine binaen açıklamasını ve bir anlamda tefsirini yapmış olurlar.

    Ayrıca Allah Teala yine “O’na kendi ruhumdan üfledim” ayetini buyurarak insanın zati anlamda nasıl bir varlık olduğunu ortaya koyar ve insana diğer varlıklar arasında bir ayrıcalık tanır.

    İnsan, “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” Ayetinden yola çıkarak bu dünyaya (varlık aleminin en düşük ve aşağı olan yeridir) sınanmaya ve imtihan vermeye gelmiştir.

    Fani bir hayattan baki hayata olan yolculuğunda ona verilen emaneti (yani hem bedeni hem de ruhu) nasıl ve nerelerde kullandığı oldukça önem kazanmaktadır.

    Şeriat bağlamında insanın yaşam tarzını ve dünya hayatındaki düzenini sağlayan ayrıca insanın asli boyutu olan manevi yönünü iman ve bağlılık açısından besleyen kurallar, kendisine emanet olarak verilen ruhu sahibine nasıl döndüreceğini ve baki olan hayatta nasıl bir karşılık alacağını belirler.

    Bu yönüyle Cennet ve Cehennem, insandaki iman-amel ilişkisinin bir karşılığıdır. Cennet (zihinde oluşan ilk karşılığında) ümit, saflık, taharet, yakınlaşma, izzet, kurtuluş, nimet, güzellik ve sonsuz menfaati temsil ederken Cehennem korku, ateş, sıkıntı, uzaklık, karanlık, zillet, alçaklık ve azabı temsil eder.

    Yine şunu da söylememiz gerekir ki Cennet ve Cehennem çok sonraları, insanın ölümünden sonra onun için hazırlanacak olan veya ahret günü kurulacak bir mekân değildir. Aksine insanın yaşarken her an ve durumunda ameli anlamda yaptıklarının o anda gerçeklik kazanmasıdır. Her ne kadar insan o durumu yaşarken hissetmese de aslında perde arkasında kendi Cennet ve Cehennemini oluşturuyordur.

    Cennet aslı zatında Allah Teala’nın “Rahmaniyet” sıfatının bir tecellisi iken, Cehennem ise “Kahhariyet” sıfatının bir tecellisidir.

    Dünya hayatı, insana gösterilen yol ve şekli, doğru ve adil kullanılmadığı sürece insanda bir bağlılık ve cezzabiyet oluşturur.

    İnsan kendisine emanet edileni sahibine (dünya hayatının sonunda) ne kadar az zarar görmüş ve temiz kalmış şekliyle teslim ederse uhrevi yaşantısında da o kadar saf ve temiz kalacaktır.

    Burada öncelikle Kuranı Kerim’in kimleri Cennetle müjdelediği ve onları nasıl bir Cennet’in beklediği konusunu ele alalım.

    1. Allah Teala, Âli İmran suresinin 15 ve 198. Ayetinde şöyle buyuruyor:

    “Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar…”

    “Fakat Rablerinden gereğince korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.”

    Burada Cennet için ilk vasıf olarak “korunmak” yani “takva” ön planda tutuluyor.

    1. Kuranı Kerim, Cennete giren bir diğer sınıf olarak (her ne kadar birbirini tamamlayan unsurlar olsa da) iman ehli ve salih amel sahiplerini gösterir:

     

    “İman edip salih ameller işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız.”

    “İman edip iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız,”

     

    1. Allah Teala, Cenneti müjdelediği bir başka gurup olarak “sadık-doğru sözlü olanları” işaret eder:

     

    “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır”

     

    1. Cennet ehli olan bir diğer gurup ilahi hoşnutluğa ulaşmış kimselerdir:

     

    “Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır”

     

    1. Allah yolunda canıyla malıyla cihat eden kimseler:

     

    “Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.”

     

    1. Sabredenler, namazı ikame edenler, mallarını infak edenler… ise Cennet’le müjdelenen bir başka gurup insanlardır:

     

    “Ve onlar, Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.”

     

    Burada bahsedilmesi gereken mesele, Cennet’in kimlere vaat edildiği ve bunun yanı sıra Cennet’te insanlara nelerin vaat edildiğidir.

    Öncelikle şunu söylememiz gerekir ki Kuranı Kerim’de Cennet için çizilen tasvirler, insanoğlunun maddi zihin dünyasına zahiri açından en yakın şekliyle belirtilmiştir.

    Yani insanın bu dünyadaki en temel ve birinci dereceden ihtiyaçları, devamlı olarak insanı kendiyle meşgul ettiği için ve ayrıca ahret yaşamını da en basit şekilde bu dünya gibi farz ettiği için Allah Teala, Cennet nimetlerini beyan ederken insanın en çabuk ve rahat şekilde anlayacağı üslubu kullanmıştır. Bunlara örnek verecek olursak şu ayetlere dikkat etmenizi öneririz:

    "Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara devamlı kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn Cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. Allah'ın rızası için en büyük mükâfattır. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe/72)

    "... orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf 71)

    "... Orada nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir." (Fussilet, 41/31)

    “Cennetlikler cennette ne bir boş söz ne de günah işitmezler.” (Vâkıa 25),

    “Orada boş sözler ve yalan işitmezler.” (Nebe’, 78/35)

    "Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar."(Hicr 47)

    "Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır." (Tur/24)

    “… Ve onlara (cennetliklere) orada (cennette) temiz eşler vardır.” (Bakara 25)

    “Onlara kocalarından önce hiçbir insan ve cin dokunmamıştır.” (Rahmân 56),

    “Biz o cennet kadınlarını ashab-ı yeminden olan kocalarına düşkün bakireler kıldık.” (Vâkıa 36-38)

    “Cennetliklerin etrafında, ebedî kılınmış vildân (çocuklar) dolaşıp hizmet ederler.” (Vâkıa 17)

    “Etraflarında, ebedî kılınmış vildân (çocuklar) hizmet için dolaşır durur. Onları gördüğünde, etrafa saçılmış inciler sanırsın.” (İnsân 19)

    "... Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar."(Enbiya, 21/102)

    "Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz..." (Hicr, 15/48)

    Bu ve benzeri nice ayetler daha önce de söylediğimiz gibi insanın bu dünyadaki (maddi) temel istek ve arzularının ahrette karşılanacağını beyan eder.

    Ancak sonsuzluk ve gerçek yaşam olarak atfedilen Cennet ve nimetleri ayetler üzerinde biraz tedebbür ve düşünmeyle insanın zahiri isteklerini karşıladığı gibi onda var olan asıl yapının yani ruhun gerçek ve hakiki saadete ulaşmasını, ebedi huzura ermesini ve ilahi yakınlaşmayı da insana vaat eder.

    Cehennem ise yukarıda bahsettiğimiz durumun tam tersidir. Yani yine iman-amel ilişkisinde insan, kendine emanet verilen ruhu bu dünyada zulmet ve batıl yönde ne kadar kirletir ve ilahi buyruklardan ne kadar koparsa ahrette bunun karşılığını tam olarak alacaktır.

    İlahi ayetleri inkâr etme, yüz çevirme, büyüklük taslama, zulüm, imandan sonra küfre sapma, dini eğlence ve oyun gibi görme, mallarını Allah yolunda harcamayan veya biriktirip cimrilik etme vb. şeyler, insanın Cehenneme gitmesine ve orada ebedi kalmasına neden olur.

    Kimlerin Cehennem ehli olduğu ve onları orada neyin beklediği konusunda ise Allah Teala, Kuranı Kerim’de şu ayetleri buyurmuştur.

    Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız. (Araf/40)

    A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler: "Ne topluluğunuz ne de büyüklük taslamanız, size hiçbir yarar sağlamadı". (Araf/48)

    Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz. (Araf/51)

    O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir. (Ali İmran/12)

    O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir). (Ali İmran/106)

    Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryat edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri! (Kehf/29)

    O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek. (Tövbe /35)

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler. Orada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar. (Allah Teâlâ,) Size ayetlerim okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?... der. Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi alt etti; biz, bir sapıklar topluluğu idik. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız. (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık. (Muminun/103-108)

    Yukarıda naklettiğimiz ve buna benzer nice ayetler bize şu noktaları gösteriyor:

    1. İnsanın Cennet veya Cehenneme gidişi, yine insanın kendi amel ve inançlarıyla gerçekleşir.
    2. Allah, insanın gerçek ve ebedi saadeti için gerekli yolları beyan etmiştir. Bunun yanı sıra, ilahi hükümlere boyun eğip teslim olanlara nimetlerin en güzelini, yoldan sapıp inkâr edenlere ise kendi yaptıklarına karşılık ebedi azabı vaat etmiştir.
    3. Cennet ve Cehennemi tasvir eden Kuran ayetleri, insanın en rahat ve kolayca anlayabileceği şekilde beyan edilmiştir.
    4. Ayetler (Cennet ve Cehennemi tasvir eden), Zahiri açıdan insanın direk olarak muhatap olduğu vesileler şeklinde açıklanmıştır. Cennet için insanın temel istek ve arzularının karşılığı, Cehennem için ise yine insana zarar verecek, onu kahru perişan edecek ve insanın korktuğu şeyler vaat edilmiştir.
    5. Hem Cennet hem de Cehennem insan için ebedi yurtlardır.

    Cennet ve Cehennemin tasviri hususunda rivayetlerin bahsedilmesi hakkında ise şunları söyleyebiliriz. Allah Resulü (s.a.a) ve Ehlibeytten (a.s) nakledilen hadisler, genel anlamda Kuran ayetlerinin açıklayıcısı ve şerhi olması bakımından asılda aynı olup bazı yerlerde teferruata değinmiş ve her iki tarafın ehlinin hal ve durumları, Cennet ve Cehennemin hakikatte neyi ifade ettiği ve insanların Cennet’e gidebilmeleri için hangi yolları izlemeleri gerektiğini beyan buyurmuşlardır.

    Allah daha iyi bilendir.

    Vesselam… 

    Ehlibeytsoru.com

    Bakara suresi, 156

    Hicr suresi, 29 ve Sad suresi, 72

    Mulk suresi, 2

    Nisa suresi, 57

    Nisa suresi, 122

    Maide suresi, 119

    Tevbe suresi, 100

    Âli imran suresi, 169

    Ra’d suresi, 22

0
0
0
s2smodern

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile